forty six and two.

Aşağı kaydır

selam,

 

[blockquote source=”drunvalo melchizedek”]The major underlying principles here relate to chromosomes and Jungian theory. Some of the ideas behind this song are based on the teachings of Drunvalo Melchizadek. Here’s a snip of an interview with him (Leading Edge, 12/95):
“There are three totally different kinds of humans on the Earth, meaning that they perceive the One reality in three different ways, interpreted differently. The first kind of human has a chromosome composition of 42+2. They comprise a unity consciousness that does not see anything outside themselves as being separate from themselves. To them, there is only one energy – one life, one beingness that moves everywhere. Anything happening anywhere is within them, as well. They are like cells in the body. They are all connected to a single consciousness that moves through all of them. These are the aboriginals in Australia. There might be a few African tribes left like this. Then, there is our level, comprising 44+2 chromosomes. We are a disharmonic level of consciousness that is used as a steppingstone from the 42+2 level to the next level, 46+2…These two additional chromosomes change everything.”
According to Melchezedek, our planet is covered with geometrically constructed ‘morpho genetic grids’. These grids extend from about 60 feet under the Earth’s surface to about 60 miles above the Earth, arranged in geometric patterns (see ‘Sacred Geometry’). Each species has its own grid, which supports life, and connects the consciousness of its particular species. Before any species can come into existence or make an evolutionary step, a new grid must be completed. When a species becomes extinct, that particular species’ grid dissolves.
A new grid was completed in 1989 – the ‘christ-consciousness’ grid. This grid will allow humans to evolve into our next version. We’ll develop two additional chromosomes (which are really ‘geometrical images’ designed to resonate with our specific grid) for a total or 46 + 2.
The main change will be a shift to the “unity consciousness”. Every cell in your body has its own consciousness and memory. You, the higher being that occupies your body, make the millions of different consciousnesses in your body work together as one being. How does this relate to this grid? Think of yourself as a cell and the grid as the higher being. We will still have individual consciousness, but will be united in the form of a higher being in order to work as one entity.” [/blockquote]

bu yazı biraz karışık, inanılmaz detaylı ve ileri seviye fakat en güzel okunan kelimesi “consciousness!”.

ikinci dikkat çeken ise 46 + 2 yani forty six and two. aradaki artıyı kaldırdık, kaldırdım, kaldırdılar.

bu şarkı da biraz ağır ve progresif olduğu için herkese hitap etmeyebilir ama hatrım için bir kere dinleyin lütfen.

sözler de geçiyor, güzel.

bunun bir de yazısı var, sağolsun çok sağlam birisi incelemiş derinlemesine, kendisine saygı duyuyorum.

[blockquote source=”Ekşisözlük – madeath – #10344381″]

kusursuz bir dengesi olan tool teorisi. ne bir carl gustave jung teorisidir, ne drunvalo melchizedek teorisidir. bu bir şarkıdan öte bir birleşimdir. simyacıların yaptığı gibi bir çok alakasız parçayı biraya getirip bu parçalardan en değerli olanı elde etmeye çalışan teoriler gibi, burada yapılan da birbirine garip şekillerle bağlantılanan parçaların aslında ne olduğunu anlatan bir teoridir.

öncelikle şarkının içerdiği bazı kelimeler var. bu kelimelerin altı mutlaka çizilmeli. çünkü bu kelimeler bütünü oluşturan ana parçalar. bunlar, shadow-gölge, muscle memory- kas hafızası, belly-karın, göbek, armor-zırh ve elbette shedding skin- soyulan, çıkarılan deri…

kanımca jungun evrimleşmeyle ilgili olarak kromozomlar üzerinden hareket eden teorisini hemen akla getirse de burada durum biraz farklı. jung teorisinde üç tip insandan bahsedilir. birinci tip insanın 44 kromozomu vardır. 42 artı 2 cinsiyet kromozomu. bunlar ilkel ve gelişmemiş bir ırkı temsil ederler ve evrimin ilk basamağını oluştururlar. hatta jung yanılmıyorsam aborjinleri bu insanlara örnek olarak göstermiştir. ikinci tür insan ise 46 kromozoma sahip günümüz insanı. üçüncüsü ise evrimin son aşaması olan 46 kromozom ve 2 cinsiyet kromozomu içeren üstün insan. jung bu übermensch olayına biraz genetik açıdan yaklaşsa da günümüzde ekstra kromozom sayısının bilimsel olarak evrimin son basamağı olabileceğine dair sağlam kanıtlar bulunmuyor. yani bu teori biraz metafizik bir teori. ayrıca malumunz genetik rahatsızlıkların bazıları fazla kromozom içeren hastaları da kapsıyor ve bu insanlar asla üstün özellikler göstermiyorlar. ancak kimse 46+2 kromozomlu bir insanın ne olacağı konusunda birşey diyemiyor. muallak bir konu yani.

jung teorisinin bu hali ve durumunu bilenler okuyanlar elbetteki şarkının içindeki anlamı direk olarak insanın gelişimine ve evrimine bağladılar. ancak kanımca bu yanlış. çünkü şarkı bize rakamsal olarak 46 yı yani 23×2 yi verse de (bkz: viginti tres) aslında şarkının adı 46 and 2 değil…forty six and 2…yani burada aslında 2 değil 3 rakam var. bunlar, kırk, altı ve 2.

peki ne anlatıyor tool bu teorisinde hemen görelim;

benim gölgemin..

üstümdeki deriyi çıkarıyorum
yara kabuklarımı kaldırıyorum tekrar
aşağıdayım
o yaşlanmış kaslarımın
içini kazıyorum
bir ipucu arıyorum

girişte görülen bu arayış bedenin içine hapsolmuş ruhun çıkış aramasına dairdir. bedenden çıkış yolunun ruhu sarığ sarmalayan eti ne kadar kazırsan kazı mümkün olamayacağını hissedebilirsiniz. burada çıkış kapıları yaralardır. insan ruhu hep bir ipucu arar sorularına cevaplar arar..ama bunu hep yanlış yerde arar yani ette, kaslarında yani hayatın içinde. ama asıl cevaplar acının bizi götürdüğü o uçsuz bucaksız yerde yani hayatın dışında durmaktadır. burada gölgeden kastedilen aslında ruh’tur. benim ruhuma dairdir diye başlıyor sözler. ruhun karanlıkta kalmış çaresiz tarafı da denebilir aslında. ancak simyada ve batıni dinlerde gölge güneşin tam tersi olarak sembolize edilirken bir yandan da ruh olarak düşünülürdü. hatta gölgelerin ruhun birer yansıması olduğu da düşünülürdü..

karnımın içine doğru kıvrılıyorum
olduğum şeyden arınıyorum
kendi karmaşamın ve güvensiz saplantılarımın içinde debeleniyorum
benimle kesişen bir yama için
ya da bana rehberlik edecek bir tek kelime için..
değişimin geldiğini hissetmek istiyorum
neyin içinde saklandığımı bilmek istiyorum…

burada açıkça görülebilecek olan anne karnına dönme isteğidir. insan ruhu hayata bulandığı vakit çekip gitmeyi ister. o çekip gideceği yeri de hayatın içinde asla tam olarak bulamaz. aslında o yeri ben söyleyeyim hemen; anne karnı. insan anne karnına yani ruhunun o tertemiz olduğu zaman hep geri dönmeyi diler ama asla başaramaz. yaralarına yamalar arar. bazen ”neden böyle oldu??” sorusuna cevap olabilecek bir tek kelimeye kul köle olur..ve değişimi diler. nerde olduğunu, onu neyin sardığını bilmek ister. ama cevaplar asla gelmez..işte bu nedenle ruhun arayışı sürer gider…

gölgem
değişim gölgemin içine doğru geliyor
gölgem derimi soyuyor -bir elbiseyi çıkarır gibi-
yara kabuklarımı
yine kaldırıyorum

insan ruhunu acıyla özgürleştirebilir mi?…evet…ne zaman acı çeksek birşeyler öğreniyoruz. gerçek acıdan bahsediyorum ama. ve bu acıların bıraktığı yara kabuklarından ruhumuzun taştığını biliyoruz..değişim geliyor ve bize o bilinmeyen gerçeği göstermek üzere bedenimizden kurtaracak..

değişimin beni yuttuğunu-özümsediğini- hissetmek istiyorum
dışarısının içime kıvrıldığını hissetmek
metamorfozu hissetmek istiyorum
katlandığım şeyden arınmak istiyorum…..—yani bu hayattan…—-

ve işte en can alıcı yere geliyoruz…

gölgem
değişim geliyor
şimdi tam zamanı
kas hafızamı dinle
üstüme yapışanları -bu giysiyi- düşünüyorum kaç zamandır
ve işte kırk altı ve 2 tam karşımda duruyor..

kas hafızasını dinlemek aslında bir nevi hayatın bize sunduğu alışkanlıkarın, refleks olarak yada hep yapageldiğimiz için farkında olamadan bir rutin içinde yaptığımız şeylere dair eylemlerin içine düşmek aslında. yani insan farkında olmadan yaşayıp gidiyor diyor adamlar..kas hafızasıyla yani diş fırçalayarak, vide oyunu oynayarak, yazı yazarak vs…tüm bu eylemler kas hafızasına dair eylemlerdir. bilmeden yapageldiğimiz şeylerdir ve buna göre, tüm bunlar yaşayan yani bir sürü şey yapan ama bütün bunları hayatın sürükleyiciliği içinde yaparken asla yaşamını sorgulamayan insanların yaptığı şeylerdir.

burada tüm bu aydınlanmanın yaşandığı an karşımıza çıkan bu kırk altı ve 2 de neyin nesi peki?…kırk ve altı aslında buradaki rakamlar..46 değil…40 ve 6…iki ayrı rakam ve iki ayrı şeyin sembolize edilmesi söz konusu. 40 aslında sembolizm de ölümü çağrıştırıyor. yani ruhun bedenden arınmasının doğal sonucu. ama ölmeden ölmeyi becerebilirseniz aydınlanmayı yaşarsınız. aydınlanmanın semboli ise elbetteki altı evrenin altı günde yaratılması da aslında aydınlanmanın sembolü olması için yeterli bir neden..ama asıl kilit nokta 2…yani siz..ikilik…dualizm..gerçek aydınlanmaının çıkış noktası buradaki 2 de yatıyor. herşeyin zıddının oluşu, evrenin ve tüm bilinemeyen yasaların üzerinde dönüp durduğu kusursuz kanundur dualizm…ve işte aydınlanma anında, önce beden ölüyor- yani kırk- sonra aydınlanma yaşanıyor- yani altı ve en sonunda ruh, diğer eşini buluyor. ikizini…yani 2…ve tüm bunların ardınan birleşme gerçekleşiyor.

yaşamayı seçtim
büyümeyi, alıp vermeyi,
ilerlemeyi, öğrenip sevmeyi,
ağlamayı, öldürmeyi ve ölmeyi
paranoyak olmayı ve
yalan söylemeyi, nefreti ve korkuyu
ilerlememi sağlayacak ne varsa yaptım..

yaşamayı seçtim
yalanı, öldürmeyi ve vermeyi
ölmeyi, öğrenmeyi ve sevmeyi
bir adım atmamı sağlayacak ne varsa yaptım…

yalan söyleyip öldürdüğünüz zaman aslında sizz vermiş oluyorsunuz..verdikçe bekliyorsunuz..ve bu ruhunuzu karartıyor..
halbuki ölmeyi seçseniz, hem öğrenebileceksiniz ve gerçekten de sevmeyi köküne kadar hissedeceksiniz…

ama hepsi yalan gelir insana. o yüzden aydınlanmanın gerçekleşmesi çok ama çok zordur..

kırk altı ve 2 tam karşımıza ancak biz ölünce çıkacak ama o zaman da iş işten çoktan geçmiş olacak…

[/blockquote]

bu kısma kadar hepsi yazmak istediklerimdi. bundan sonrası da yazmak istediklerim tabiki!

 

Submit a comment