bölüm 2 | hastalık ve ölüm.

Bence beni en çok sarsan bölüm burası.

Eylül veya ekim ayında kendimizi ne kadar hazırlarsak hazırlayalım, sabahın 7’sinde gelen telefon ile aniden Sakarya’ya gitmek durumunda kaldım fakat bu sefer bambaşka olduğunu içten içe hissediyordum. Kız arkadaşım bile arayıp benimle gelmek istemişti ve işinden izin almıştı.

İlk başlarda normal kullanıyordum, her sefer gittiğim yollarda aynı hızlarda ve durduğum yerlerde duruyordum fakat bu sefer ikimiz inmiyorduk, ben inip kahve alıyordum ve kız arkadaşım harıl harıl telefonla konuşuyordu. Tabiki işkillendim.

20-30 km kalmışken kız arkadaşım bana dedi ki, durum biraz karışık ama lütfen yavaş sakin git dedi, o an beynimden vurulmuşa döndüm. Bir yandan sinirli sinirli sorular soruyordum fakat bi gariptim.

Hastanenin oraya hemen park ettim ve koşa koşa acile gittim ki hayatımın en zor anını yaşadım, burada çok bahsettiğim deniz gözlüm sabahın erken saatlerinde bu dünyadan gitmişti. Tekrar tekrar anlatıp o anlara dönmek istemiyorum.

Her şey bir anda değişmişti benim için, 11 yaşımda babamı kaybettiğimde büyümüştüm, ananemi kaybettiğimde ise yaşlandım. Bütün her şey anlamsızlaşmaya başladı, hiç bir şey ise eskisi gibi değildi. Resmen Dünya’yı renksiz görmeye başladım -ki hala da renksiz-

Gerçekten hem fiziksel hem de ruhsal olarak çöktüm fakat gerçekten güzel hatırlamayı öğreniyorum çünkü gerçekten çok güzel hatırlanacak bir kadındı. Neyse gerçekten kötü oluyorum sanırım.

Anneannem vefat etti ve ben yaşlandım. Bir yanım hep eksik olacak artık.

Submit a comment